Frederic Beigbeder’ in “Aşkın Ömrü Üç Yıldır” romanından yola çıkarak sizlerle bu konu hakkında olan düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Sahiden aşkın ömrü üç yıl mıdır?

İlk yıl, “Beni terk edersen kendimi ÖLDÜRÜRÜM” denir.
ikinci yıl, “Beni terk edersen,acı çekerim,ama kendimi toparlarım”denir.
Üçüncü yıl, “ Beni terk edersen şampanya patlatacağım “denir.
İnsanoğlunun sürekli bir arayış içinde olması bu durumun tetikçisi olabilir fikri geliyor aklıma. Yeni şeyler keşfetme isteği.
Bu her zaman gezilecek bir yer değildir. Bazen bir insanı keşfetmek isteriz. Ondaki gizemi çözmek isteriz. Belki de bu merak duygusu bize elimizde olanları unutturuyor. Hangimiz sevgilimizden veya eşimizden gelen mesaja ilk günün heyecanıyla cevap veriyoruz ki ? Eminim bu sorunun cevabı hiçe yakın. Bu sevmediğimiz anlamına gelmez. Ama heyecanımızı kaybetmişizdir. Artık bir şeylere alışmışızdır. Sonuçta her gün o saatte günaydın mesajının geleceğini ve gece iyi geceler diyerek uyuyacağımızı biliyoruz değil mi. Artık bir gizemi kalmadı. Bu yüzden partnerizin gözü dışarı kaymaya başladı. Çünkü bilmediği şeyleri keşfetmek istiyor. Tekrar o heyecanı yaşamak istiyor. İnkar etmeyelim bu durum kadın-erkek hepimizde var.
Uzun ilişki sürdüren insanlarda gördüğüm en belirgin özellik heyecanlarını kaybetmemiş olmaları. Bunun sebebi ise birlikte yeni şeyler keşfetmeleri, zaman geçirip farklı şeyler denemeleri. Kısaca monoton bir hayat yaşamıyor olmaları.
Bunun için büyük şeylere gerek yok. Size eşinizle dünya gezisine çıkın demiyorum. Birlikte hiç yemediğiniz bir yemeği yemek bile bir değişikliktir. Hiç gitmediğiniz bir mekana gitmek, yeni şarkılar dinlemek,…İlişkiyi ayakta tutmak sizin elinizde. Küçük veya büyük imkanlarla. Aksi taktirde
“Hakikat ,aşkın mis kokuları arasında başlayıp bok kokuları içinde bitmesidir” diyen yazarımıza katılmak durumunda kalıyoruz.
Aşkınızın sonsuz, mutluluğunuzun daim olması dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir